Kazancı Yokuşu ve Ferhan ŞENSOY
İstanbul’a son gittiğimde sabah erkenden turlamaya başladım. Dile kolay 18 yıldır gelmemişim payitahta. Fındıklı Parkı’nda soluklanıp, Taksim yazan o çok dik yokuşa baktım, çıkar mıyım çıkarım deyip başladım tırmanmaya. Yokuşun ne yokuşu olduğunu bilmiyordum. Rahmetli babamın, içince unutamadığı yokuşuymuş. Kazancı Yokuşu, adını bilmediğim beni nefes nefese bırakan bir kapan. İçinde acar reklamcıların, çiçeği burnunda öğrencilerin yaşadığı, aylardır yıkanmamış perdelerin, tozlu masalarda lahmacun servis edenlerin mekanı ha bir de Cihangir’i aratmayan sürüsüne bereket kedilerin mekanı. Yokuşun ara sokaklarında sandalyelerini sokağa atmış teyzeler kendi arasında konuşuyordu, çok kahrettiler dedi biri sesini kontrolsüz yükselterek, yükselen sesin tınısından kontrolün kaçtığını anladım, bu aralar bu tınıya iyice aşina olmuştum. Ben yaklaşırken sustular, yüzümde maske olmasına rağmen ince bir tebessüm edip başım yerde hafifçe selam verip yanlarından geçtim. Kırk yıl önce genç sevgilil...