Kayıtlar

edebiyat etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

ÜMİT BAYAZOĞLU'NUN ORHAN TALAT ŞALCIOĞLU YAZITI üzerine

Resim
Ümit Bayazoğlu alanında üretken bir yazar, yazarın Uzun İnce Yolcular kitabından etkilendim.  Bu kitabında bizi kapıda karşılayanlar... Siyah Prenses Camara Fatumata Sökmen , Çıplak ayaklı kontes Ayşe Nana, Prenses Fazıla , Sakallı Celal , İstanbul aşığı Çelik Gülersoy, Karıncaezmez Şevki , dünyayı denizlerden dolaşan adam Sadun Boro , alkış kralı Dario Moreno , Hippiler Kraliçesi Perihan , sapına kadar karikatürcü Zeki Beyner , Amigo Orhan , Çanakkaleli Baudelaire Orhan Talat Şalcıoğlu , Alaylı Ekspresyonist Aktedron Fikret , Hayal fabrikatörü Hasan Kazankaya … Geçen günlerde Çanakkale’de yaşayan bir dostumla Ümit Bayazoğlu’nun Orhan Talat Şalcıoğlu üzerine konuşmak istediğimde yıllar önce okuyup, hatırlamakta zorluk yaşadığım bu karakterin tekrar hafıza sarayımda kaybolmasına, yitip gitmesine gönlüm el vermedi, kaybolmaması için buraya okuma parçası olarak alıyorum. Fazla söze gerek yok, karşımızda: Çanakkaleli Baudelaire: Orhan Talat Şalcıoğlu Çanakkale gazeteleri, şair Orhan T...

ESİNTİ

Resim
  Kuzeyden gelen rüzgâr, boğazın üstünden tuz kokusunu alıp odamın açık balkon kapısından ciğerlerime ulaştı. Hayat denilen kavga önce kuş sesleriyle sonra arabaların pat pat yapan egzoz sesleriyle tekrar başladı. Bugün canım hiçbir şey yapmak istemiyordu. Yine bir cumartesi yine ne yapacağını bilememe hali. Okuyacak gazete kalmadı, ah keşke basılı düzgün gazeteler olsaydı, içinde bizi üzmeden gerçek haberler anlatan. Bu sosyal medyadaki political correct işi beni çok yordu, cumartesi eki istiyorum, cumartesi kahvaltısında masamda duracak, çayımı içtikten sonra sayfalarını karıştıracağım gerçek bir gazete. Sıkıntımı geçiremese de beni oyalasın. Dijital de olur, sıkmasın beni, oyalasın, yoksa gider dünyayı kurtarmak yerine seramik kursuna üye olurum. Yatakta öylece uyanık yatıp tavana bakmak, başımı ağrıtacak, biliyorum. Tavandaki kolon laf atıyor, ciddiye almıyorum. Odama dolan serinlikle ürperip, ayaklarımı örtüyorum. Her daim koşmayı, savaşmayı öğütleyen uyarıcılara bugünlük kend...

MERHABA

Resim
  Başlangıç ve bitiş cümleleri yazıl arı yazılırken  her vakit ikircimli ol ur , böyle durumlarda o harika sözcük imdadımıza yetişir. Yeni biriyle mi tanışacaksınız,  karşınızdakilerle  doğru başlangıç için  size  el açar; merhaba. Eski dostlara hâlâ oralarda bir yerde olduğunuzu mu hatırlatacaksınız, nereden geldiği belli olmayan camda seken küçük bir taş gibidir; merhaba. Ne olduğunu anlatmanın en kısa yolu bazen tek bir sözcüktür; merhaba. 2015 yılında yurt dışına çıktığımda dinlenme tesislerinde elinde telefon bulunan Romanyalılar bizim Türk olduğumuzu anlayınca he p  selamın aleyküm çek ti . Ben de ısrarla merhaba diye yanıt ver dim . Birden bakışları değişip yüzleri ekşiyor ve konuyu değiştirip yanımızdan uzuyorlardı . Onların da bildiği bir şey vardı, size merhaba diyen birine dış kabı hariç çalışmayan, sahte cep telefonlarını satamazdınız, kazıklayamazsınız, kolay kolay faka bastıramazsınız. Eğer onlara onların dediği gibi yanıt verseydim, isti...

Bireysel Bir Hobi Önerisi

Resim
Bir süredir, günlük hayatın hay huyundan başımı kaldıramadım, yıllar sonra kendime yaptığım bir meydan okumayı istediğim şekilde sona erdirme amacım beni yazma ediminden bir süreliğine uzaklaştırdı. Günlük koşuşturmacalar, hayatın yüksek temposu, insanı uzun uzadıya düşünmesine, sorgulama yapmasına mani oluyor. Ekseriyetle, hareket halinde olmanın en güzel tarafı olan biten her şeyi akışına bırakmaktır. Hayatın içinde olmak, kıyısından köşesinden kendini gerçekleştirmek, ifade etmek, kendi ekmeğini kazanmak, kazanmayı denemek insanı kendine getiren edimlerdir. Hayatın içinde koşuştururken bu düşünmeden devam etme hali, kimi insan için mis gibi, kimi insan için ilk başlarda muhteşem görünse de kendine vakit ayıramamak rahatsız edici bir hal almaya başlıyor. Kimi beş yaşında kimi on beş kimi yirmi beş, kimi kırk beş yaşında varoluşsal bir kriz yaşayabiliyor. Neydim, ne oldum, yaptıklarıma değdi mi, vs. Hele elli yaş sonrası zehirlenmiş düzeyde politik aktivite çok fena.  Her neyse, k...

Soğuk Yıllar Üzerine

Resim
  Ocak ayının sonundayız, hiç bir vakit eksiye düşmeyen bir Batı Ege kentinde donmak üzereyiz. Dışarıda tufanı andıran bir rüzgar var. Pencerenin hava geçirmez fitillerinden ıslık sesleri geldi. İnsan bir garip varlık. Yazın aşırı sıcaklarda kış gelse de kurtulsak diyoruz, şimdi ne biçim kış bu diye yazın gelmesini istiyoruz. Bir öyle bir böyle. İnsanın doğası bu. Kabesi değişim. Bu kış sadece hava değil, hayatın kendisi de zorlu geçiyor. Sokaklar boş, duraklarda bekleyenler banklara oturamıyor, hareketsizlikten üşümemek için oldukları yerde hareket ediyorlar. Hareket demişken, sizlere iyi mi kötü mü olduğunu bilmediğim bir haberim var, gençlerin büyük kısmı yurt dışına gidiyor. İyi işte ne güzel gitsinler bize ne, beğenmeyen çeksin gitsin diyen var, etmeyin eylemeyin nedir bu durum bulunur bir kolayı durun diyen de var. Şu ana kadar konuştuğum yeni mezun arkadaşlarımdan bir kişi dahi ben burada kalırım, gitsem biraz para toparlar geri dönerim diyenine rastlamadım. Gitmek intihar g...

Kazancı Yokuşu ve Ferhan ŞENSOY

Resim
  İstanbul’a son gittiğimde sabah erkenden turlamaya başladım. Dile kolay 18 yıldır gelmemişim payitahta. Fındıklı Parkı’nda soluklanıp, Taksim yazan o çok dik yokuşa baktım, çıkar mıyım çıkarım deyip başladım tırmanmaya. Yokuşun ne yokuşu olduğunu bilmiyordum. Rahmetli babamın, içince unutamadığı yokuşuymuş. Kazancı Yokuşu, adını bilmediğim beni nefes nefese bırakan bir kapan. İçinde acar reklamcıların, çiçeği burnunda öğrencilerin yaşadığı, aylardır yıkanmamış perdelerin, tozlu masalarda lahmacun servis edenlerin mekanı ha bir de Cihangir’i aratmayan sürüsüne bereket kedilerin mekanı. Yokuşun ara sokaklarında sandalyelerini sokağa atmış teyzeler kendi arasında konuşuyordu, çok kahrettiler dedi biri sesini kontrolsüz yükselterek, yükselen sesin tınısından kontrolün kaçtığını anladım, bu aralar bu tınıya iyice aşina olmuştum. Ben yaklaşırken sustular, yüzümde maske olmasına rağmen ince bir tebessüm edip başım yerde hafifçe selam verip yanlarından geçtim. Kırk yıl önce genç sevgilil...

Yoldaşım Woswos Röportajı

Resim
  -Bize kısaca kendinizden söz eder misiniz? 1977 yılında Akhisar’da doğdum. İzmir’de yaşıyorum. Ailem Bulgaristan Türklerindendir. Annem babam ikisi de öğretmen, öğretmen çocuğuyum. İlk-orta-liseyi Akhisar’da tamamladıktan sonra, Manisa Celal Bayar Üniversitesi, İşletme bölümünden mezun oldum. Uzun yıllardır özel sektörde çalışmaktayım. – Yazmaya nasıl başladınız, ilk edebi anlamda ne zaman bir şeyler ortaya çıktı? Çevrenizin şu anda eriştiğiniz konuma katkısı ne düzeydeydi? Yazmaya başlamadan öncesinde çok farklı kaynaklardan değişik yazarlardan okumalar yaptım. Yazmak için klavye ya da kâğıt-kalemin başına oturmadan önce insanın hem hayat hem görgü açısından bir birikim sürecinden geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Hata yapıp bundan ders çıkarılmalı. Pişmanlıklar olmalı, mutluluklar yaşanmalı. Yazmaya başlamak, o ana kadarki yaşanan her şeyin muhakemesi demek. Bu birikim süreci bende iki ana etkende kendini gösterdi. Birinci etken babamın erken vefatıydı. İkinci etken 2008 yılı ek...

"Dublinliler" Üzerine

Resim
  J. Joyce , yazın okumaları yapanlar arasında   Ulysses   adlı kitabıyla tanınır. Ulysses adını duyunca yazın okuru saygı duyar, çünkü aradığı şey Ulysses kitabı değildir. Tüm yazın okurları gibi ben de Ulysses kitabını almış, ilk elli sayfa okumuş ve anlamayıp aynen kütüphaneme geri koymuştum. Ulysses kitabını okuyamadım. Okuyamadığım için yazarla bir bağ kuramadım. J. Joyce ve Ulysses romanı konusunda yargılarım tıpkı diğer okurlar gibi dezenformasyondan geçti. Evet, J. Joyce iyi bir yazardır, Ulysses ise bir şaheserdir elbette ben çıkıp da yahu ben bu kitabı okuyamadım, diyemedim. Ne demek okuyamadım, J. Joyce’a kalkan eller kırılır, yuh be sana denmesinden mi çekindim? Ulysses, entelektüelin mabedi kütüphanesinde olması gereken, okunmasa da orada olması gereken bir kitap, illa ki. Yazarla bağ kuramadım, şaheseri denilen Ulysses ile bağ kuramadım, yazarın adını duyunca hım hım deyip yorum bile yapmadan sessizce uzaklaşıyordum. Ve bir gün olan oldu. İnternett...

Burası Cennet Olmalı

Resim
  Bu filmi inceleyip yazabilmek için iki defa izlemem gerekti. Birincide zevk için izledim, ikincide görev ruhuyla.   Filistinli yönetmen, Elya Süleyman’ın 2019 yılında gösterime giren Burası Cennet Olmalı filminde sezdirmeleri çok iyi vermiş. Benim aldığım mesaj, Filistin davası tek bir gücün, savaş ağalarının ya da tek bir dinin tekelinde değildir, film ilerledikçe aslında bunun da bir önemi olmadığını anlıyorsunuz. Elya Süleyman’ın Filistin’deki evi ve komşusu arasındaki ilişkileri kısa temsiller şeklinde görselleştirmiş. Gittiği her ülke ve kıtada gözünün erdiği her yerde Filistin’i arıyor, buluyor. Yönetmen, başka bir şehre ve ülkeye gittiğinizde her şeyin daha iyi daha güzel olacağı inancınızı sarsıyor. Eğer hayatı bir turist gibi yaşamak lüksüne sahipseniz bunda utanılacak bir şey yok. Eğer yüzeysel bir yerleşiklik içinde yaşamayı tercih ederseniz. Filistin’deki evinin bahçesindeki limon ağacından izinsiz limon toplayan çokbilmiş bir genç komşusu ve onun yaşlı ve artık ...