KIRIK DÖKÜK PORTRELER üzerine
BİR KENTİN UNUTULMAYAN YÜZLERİ Kısır siyasetin ve seçimlerin darmadağın ettiği, her şeyi küçük parçalara ayırdığı zihinlerin bunca gürültüye nasıl dayandığını düşünürken yine kendimi edebiyata sığınmış buldum. Bunca gürültünün içinde sanal hayatın ve dijital hayatın kolpaları beni yoruyordu. Bir yandan “Neler oluyor?” diye merak ediyor, diğer yandan kendime “Ne olacağını zaten biliyorsun” diye telkinde bulunuyor, kendimi koşullandırıyordum. İnsanız; maalesef umut etmek, varoluşumuzun içinde var. Ataları son nefesine kadar çarpışmış bir ailenin devamcısıyım; devamsızlıklarım çok olsa da… Hafta sonu memlekete gittiğimde hâlâ kitap satmaya çalışan bir dükkândan Ali Özenç Çağlar’ın *Kırık Dökük Portreler* adlı kitabını aldım. Elime almamla bitirmem bir oldu. Kendisi hem yaşça hem de fikirce benden büyük, “üstadım” statüsündedir. İkinci romanımı yazarken onun yol göstericiliği ve edisyon konusundaki yardımları olmasaydı, *Yoldaşım Woswos*’u bugünkü hâline getiremezdim. Bu yazı, ya...